Atatürk ilke ve inkılapları.com

En Popüler Atatürk Sitesi

Get Adobe Flash player

kpss Kısa Tarih Notları

Her Yer Atatürk

Atatürkün Kültür Ve sanat Anlayışı

ATATÜRK'ÜN KÜLTÜR VE SANAT ANLAYIŞI

Türk toplumunu doğu uygarlığından uzaklaştırıp batı uygarlığına yaklaştırmak isteyen Atatürk güzel sanatların tümünden yararlanmak gerektiğin inanmıştı.

Sanat insanları duygularından yakalar çünkü Ve insanların çoğu, kafalarından çok duygulanıp yönetilir. Yeni Türkiye’yi batılı bir kalıba dökme amacı güden Atatürk, güzel sanatların tümüne bu yüzden yakın ilgi gösterdi.

 

Sanatın ne olup ne olmadığı üzerine yüzyıllar dır çeşitli ve çelişik düşünceler ileri sürülmüştür Tanımlamaların ikisi pek sık tekrarlanır. On altıncı yüzyılda İngiliz düşünürü Francis Bacon :«Sanat doğaya eklenen insandır» der. On dokuzuncu yüz yılda Fransız romancısı Emile Zola, aynı düşünce yi şu değişik biçime döker: «Sanat bir kişiliğin aracılığıyla görülen doğadır.»

İki temel öğe var o halde sanatta:            biri doğa, öbürü insan. Doğa, yalnız gök, su, toprak, deniz, ağaç değil, çevrede görülen, çevrede yer alan her şey. Sanatçı, işte bu geniş doğaya eklenip bu engin doğaya bakan, onu yeni bir çeki düzenle yepyeni bir kılığa sokan yaratıktır.

Aynı düşüncenin çevresinden uzaklaşmayan heykelci Rodin der ki: «Sanat insanoğlunun en ulu görevidir. Çünkü sanat, evreni anlamaya ve anlat maya çalışan 'düşünce çabasıdır.»

Batı dillerinden Fransızcaya ve İngilizceye Latince «ars, artis» sözcüklerinden geçen «art» sözcüğü, «yapma, ortaya koyma» kavramı ile ilgilidir. Yani sanat bir şey yapma, ortaya bir şey koymaktır. Fransızcaya yine Latince «opera» sözcüğünden gelen «oeuvre» sözcüğü de «yapılmış, ortaya konulmuş şey» anlamını taşır.

Dilimize Arapçadan gelen sanat ve eser sözcüklerinin de kökanlamı uzaklaşmaz bu kavramlardan.

Sanat sözcüğü Arapçada, bizim sanaat, sınaat veya zanaat dediğimiz anlamda kullanılır sadece. Herhangi bir meslekte, el emeği ile ilgili bir iş görmek demektir. İnsanoğlu için gerekli eşyadan birini meydana getirmek için yapılan iştir.

Bu kavram, Türkçede genişletilerek güzel sanatlar alanına da aktarılmıştır. Araplar güze! sanatlar için sanaî sözcüğünü kullanmayıp, «el fünunül cemile» derler. Bu deyim, Türkçe güze! sanatlar, fransızca beaux-arts, İngilizce fine arts deyimlerinin tam karşılığıdır.

Aslında, maddi bir ihtiyacı gidermek üzere yapılan bir işi kasteden Arapça sözlüğün, Türkçemizde, ruhsal ihtiyaçlarla ilgili bir kavramı da kapsaması, Türklerin insanoğlundaki güzellik ihtiyacını maddî ihtiyaçlardan ayırmaması bakımından ayrıca dikkate değer.

Eser ve çoğulu asâr Arapçada, «varlığı belirten nesne, bir insanın meydana getirdiği şey, iş veya etki, ayağın bıraktığı iz, kalıntı» anlamına gelir. Kısacası eser, yeryüzünde bırakılan izdir.

Güzel sanatlarla ilişiği olmayan birey bulunu bilirse de, sanatsız toplum yoktur yeryüzünde. En ilkel toplumlarda bile sanat vardır. Putlaştırılan tahta oymalar, danslar, şarkılar, oyunlar sanattır hep. Sanat yoluyla insanlar arasındaki bağlantıları daha kolaylaşmış ve daha sıkılaşmış olur.

Hayat, sanatın tükenmez kaynağı olduğu gibi, sanat da, hayatın can damarıdır, Atatürk bu gerçeği şu sözüyle anlatmıştır: «Sanatsız kalan bir ulusun hayat damarlarından biri kopmuş demektir.»

Aynı düşünceyi 1933 de şöyle açıklamıştır «Yüksek bir insan topluluğu olan Türk ulusunun tarihsel bir niteliği de, güzel sanatları sevmek ve onu yükselmektir. Bunun içindir ki, ulusumuzun yüksek karakterini, yorulmaz çalışkanlığını, doğuştan zekasını bilime bağlılığını, güzel sanatlar sevgisini ve ulusal birlik duygusunu sürekli olarak ve her türlü incelemelerle besleyerek geliştirmek ulusal ülkümüzdür.»

1 Kasım 1936 da, T.B.M.M. ni açış söylevinde yine değinir bu konuya, «Güzel sanatların her şubesi için, Kurultayın göstereceği ilgi ve emek, ulusun insanlık ve uygarlık hayatı ve çalışkanlık veriminin artması için çok etkilidir.

Söylevlerinde yer almayıp yakınında bulunmuş olanların kulaktan naklettikleri birkaç sözü daha vardır bu konuda :

«Bir ulus sanattan ve sanatçıdan yoksunsa İtam bir hayata sahip olamaz.»

«Sanatçı, toplumda uzun çabalardan sonra alnında ışığı ilk duyan insandır.»

Modern toplumların hepsi sanata büyük ilgi göstermekte, devlet liberal bir sisteme bağlı kalsa bile sanat çabalarına maddî yardımda bulunmaktadır. Başka bir deyişle, iç ve dış politika ile iktisat politikasının yanı sıra, bir de kültür politikası gütmeyen modern toplum yok gibidir. Çeşitli müzeler opera ve bale, bir kısım tiyatrolar ve resim sergileri, senfoni orkestraları, devlet veya belediye yardımıyla ayakta durur hemen her yerde. Devletin her işe karışmak istemediği İngiltere bile, 1963 te bir Devlet Tiyatrosu kurma zorunluluğunu duymuş ve başına ünlü tiyatro adamı Laurence Olivier’yi getirmiştir. Paris’te Ulusal Halk Tiyatrosu ve Komedi Fransız kamusal yardımla perde açar.

Kültür ve eğitim yalnız okulla verilmez. Tiyatro, resim sergisi, konser de kültür ve eğitim iletir.Halk yığınlarını eğitmekle görevli devlet, sanata yan çizerse, topluma seslenme yeteneğini yitirmiş olur, yani bindiği dalı keser.

Tiyatronun ilkin belediye, sonra devlet yardımıyla memleketimizdeki kıvanç verici gelişmesi küçümsenemeyecek bir toplum olayıdır. Senfoni orkestrası, opera, bale, kamusal yardım olmaksızın kurulamazdı Türkiye’de. Ama resim ve heykel için, Atatürk zamanındaki devlet ilgisinin aynı sıcaklıkla sürüp gittiği söylenemez

Kültür ve sanat bir bütündür oysaki. Bir dalı ile ilgilenip öbür dalları ile ilgilenmemek olmaz. Klâsik batı müziğinden herhalde büyük zevk almayan Atatürk, sırf toplum kalkınması ve batılılaşma uğrunu hem müzik, hem de sanatın tümü üzerinde ısrarla durmuştur.

Modern toplumlarda kültür sorunları bir kültür politikasına bağlanıp yetkili bir makam, hatta bazen ayrı bir Bakanlık eliyle yönetilme yolundadır. De Gaulle Fransa'sında kültür işlerinin başına Andrâ Malraux gibi ünlü bir yazar getirilmiştir.

İç ve dış .politikasının yanı sıra bir de kültür politikası gütmeyen ülkelerin ilerlemesi güçtür artık, Daha çok bir iktisat sorunu gibi görünen kalkınma, bir kültür ve eğitim sorunudur eninde sonunda. Savaşta yenilen, ülkesi bombalanıp çiğnenen Almanya on yılda serpilivermiştir. Neden? Almanlar, eğitim görmüş kültürlü ve çalışkan insanlardır da ondan. Geri toplumlar ise bir türlü toparlanamamaktadır. Neden? Halkının en az dörtte üçü eğitimsiz ve tembeldir de ondan.

Kendisi bir asker olduğu halde eşsiz bir sezgi ile iktisada ve kültüre ordudan fazla önem vermiştir Atatürk.Güzel sanatlar bir bütündür. Bu gerçeği kavrayan önder, kalkınma ve batılılaşma yolunda, bir kültür politikasının gerekliliğine inanmıştır. Kültür politikası gerçekleştikçe kalkınma hızlanacaktır.

Atatürk’ün söylev ve demeçlerinde, yeni Türkiye'nin gütmesi gereken kültür politikası bütün ayrıntıları ile derli toplu açıklanmış değildir gerçi. Ama bir kültür politikasına yön çizecek öğelerin hepsi dağınık olarak vardır konuşmalarında. Yapılacak iş, bu dağınık öğeleri derleyip toparlayıp sistem haline getirmek ve o sisteme uygun bir tutum izlemektir.

 

.

Site İçi Arama